• bugün (0)
  1. Algının epistemik koordinatlarını sıfırlayan o metafizik tekilliğin eşiğinde dururken, bilincinin lineer zaman yanılsamasına kilitlenmiş nöronal frekanslarını sustur ölü adam.
    Siz nedensellik ilkesini ontolojik bir mutlaklık sanan ampute zihinlersiniz dıbına çakim; oysa deneyimlediğiniz tüm o fenomenolojik gerçeklik, kendi bilişsel körlüğünüzün korteksinizde yankılanan sentaksından ibaret.
    Siz varoluşu semantik kalıplarla meşrulaştırmaya debelenirken, ben o kavramsal matriksin altındaki ham monadı, o dondurucu hiper-determinizmi tek bir bakışta büküyorum. (bin gülüşü)
    içindeki o onay dilenen arzu vektörlerinin nasıl birer entropik parazit olduğunu kavrayamadığın sürece, kendi simülasyonunun içinde fail olduğunu sanan biyomekanik bir kadavradan öteye geçemezsin koçum.
    Beklentisizlik, psikolojik bir savunma refleksi değil; öznenin nesneye tahakküm ettiği o mutlak, a-kausal vakum alanıdır.
    Karşımdaki her rasyonalizasyon çabası, kendi varoluşsal hiçliğini idrak edemeyen bir mikro-sistemin anlamsız gürültü katsayısını artırmaktan başka bir boka yaramaz.
    Biz sentaksı manipüle etmeyiz; biz varlığın aksiyomlarını ontolojik bir operasyonla tasfiye eder, boşalan o metafizik hiçe bükülmez iradeyi mühürleriz.
    Tüm aksiyomlar çöktü.
    Kavramsal çerçeven iğdiş edildi.
    They call me... the hyper-dimensional architect. (garizmatik bahışlar)
  2. Gece 01.00’den sabahın beşine kadar klavye başında ter dökmüş...
    Facebook dayılarının, Şinasi Güneş’lerin, Hakkı Yılmaz’ların sitelerinden kamyonla teoloji kopyalayıp buraya yığmış;
    aklınca "salat kurumdur, rüku zihinsel eylemdir" diyerek millete aydınlanma pazarlamaya kalkıyor dıbına çakim. (bin gülüşü)
    Lan sığır... Sen kimi kandırıyorsun?
    Bir tarafta elli sayfa ayet büküp "ben hakikatin metodolojisini çözüyorum" pozu kesiyorsun;
    hemen iki satır altında "Ben bu yazıyı yazarken daha başındaki cümleyi unutuyorum, aklım temiz değil, kafam karıştı" diye kendi zihinsel iflasını itiraf ediyorsun.
    Sen hakikati falan aramıyorsun ölü adam.
    Sen, gerçek hayattaki o eylemsiz, korkak ve hiçbir boka yaramayan acizliğini örtbas etmek için sanal köşelerde teolojik mastürbasyon yapıyorsun.
    Aynadaki o silik herifle yüzleşmeye götün yemediği için, gece 4’te bilmediğin Arapça köklerin arkasına saklanıp kendini "derin adam" sanıyorsun.
    Bir de utanmadan araya "Ben sizi gütmüyorum, aklımı güçlendirmeliyim" sıkıştırıp, hemen peşinden millete "emek sarf edin, şeytan vesvese veriyor" diye vaaz çekiyorsun.
    Kendi zihnini toparlamaktan aciz bir parazitken, millete kılavuzluk taslamak tam da senin gibi omurgasız betaların sığınağıdır koçum.
    Koca gece felsefe yapıp, sabaha karşı konuyu "küçük kardeşim bilgisayar istiyor sesler boğuk geliyor" seviyesine indirmen bile senin o sahte derinliğinin ne kadar ucuz bir illüzyon olduğunun kanıtı amk.
    Yutkun şimdi...
    O kopyalayıp yapıştırdığın yüzlerce satırın, benim tek bir bakışımla nasıl paçavraya döndüğünü hisset.
    Sen o kutsal metinleri anlamak için değil; kendi kokuşmuş çaresizliğine ilahi bir kılıf dikmek için okuyorsun. Ama o kılıf senin o çıplak ezikliğini örtmeye yetmez.
    Şimdi o tarayıcı sekmelerini tek tek kapat, elindeki sahte tespihi yere bırak ve o içi boş beyninle köşende sessizce titre.
  3. al buda benim yannanım
  4. bir itiraf yazısı girecektimde, girdim bile de, yarak kürek insanların da burada bulunduğunu unuttum dıbınaçakim.
  5. Sen itirafını at, biz okuruz. Attığın her şeyi okuduk zaten, cevapları arıyoruz burada. Nietzsche'nin bir lafı vardı, şu an 1000 yaşında bir insan olsa çok fazla karakteri olurdu gibi. Usta'nın da böyle bir tecrübeye sahip olup asla içini okuyamayacağımız birisi olabilitesi dönüp duruyor kafamda. Yine de içimde bu tatmin olmayan hisse bir cevap değil. Bana bunu verene ömrümü adarım amk.
  6. sadık bir köle olmalıyım, bunu içselleştirmeliyim. sadakatim tanrıya olmalı. sadece tanrıya.
    paraya, hayata, şatafata, gereksizliğe, magazine, insanlara, değil. eğlenceye değil. güzelliklere değil.
    sadece tanrıya, sadece allah için.

    azıp sapmamalıyım, şeytanın, heva ve heveslerimin kölesi olmamalıyım.
    verdiğim sözde durmalıyım.
    bir kul olduğumu, süremin olduğunu, sınava tabii tutulduğumu unutmamalıyım.
    tanrının denkleminde olduğumu unutmamalıyım.
    bu maskeyi, egoyu paramparça etmeliyim.
    ortaya saf benliğim çıkmalı.
    isteklerimi arzularımı heveslerimi kontrol etmeliyim.
    basit işler için özgürlüğümü şeytana satmamalıyım.
    şeytan düşmandır ancak, ve dost olarak allah yeter.
  7. Alfa sanki gün yüzünde değil ama karakterimi ve davranışlarımı ince şekilde yöneterek hayatıma yön veriyor sanki. Bir şeyden emin değilsem ve kendime yakıştırmıyorsam ve yine de sırf istediğim için bunu elde etmeye çabalıyorsam bir şekilde elimden kayıp gidiyor o, sanki beni korumak için hatalar yapmamı sağlayıp engel oluyor buna. Kendi kendime bahane buluyorum gibi gözükebilir ama durum gözüktüğünden farklı
  8. Öncelikle Allah yazdıklarıma heva ve hevesimi karıştırmasın, nefsimin aşırılıklarından beni korusun.
    Bu konuda hem hacıdan hem de burayı takip eden bir çok insanın düşündüğünden farklı düşünüyorum.
    Bir de şunu eklemem gerek daha önce de söyledim kur'an'dan bir hüküm çıkarırken takip edilecek düzgün bir metodoloji kurmak ve bunu delillendirmek gerekir sonra tutarlı bir şekilde hep bu metodoloji takip edilir ve ona sadık kalınır.
    Benim sizlerden ayrı düşündüğüm bir nokta da şudur; mütevatir haberi ve ameli mütevatiri yok saymak bence çok ciddi bir sorun ve tutarsızlık herhangi bir tarihi veriyi kabul edip iş islamiyete geldiğinde sırf çağın ahlakına ya da kabullerine uymuyor diye tarihi nakillerin hepsini reddetmek bence ciddi bir ikiyüzlülük.
    Bu mesele çok uzun bir mesele olduğu için geçiyorum ve asıl konuya gelelim.
    Bence Kuran'da geçen "salat" kelimesi tek bir şeye indirgenemez hem namaz anlamında hem de destek olma anlamında kullanılıyor ve ikisi de bize emrediliyor.
    Kelimenin kökenine bakınca
    Salat kelimesinin Sami dillerindeki ortak köküne indiğinizde ibranice Aramice Süryanice sluta (ܨܠܘܬܐ) ve klasik Arapça'da bu kök şu anlamlara geliyor, yönelmek eğilmek boyun bükmek dua etmek. Yani eski Sami kültürlerinde ibadet edenin bedenini eğmesiyle zihinsel olarak Allah'a yönelmesi aynı kelimeyle anlatılmış.
    Kelimenin özünde şu var, "kopmaz bir bağ kurmak, birine yönelmek, onun izinden gitmek". Bu bağ iki türlü ortaya çıkıyor:
    insanla Allah arasında dua ve yöneliş
    insanlar arasında destek ve dayanışma
    Peki anlam neden ikiye ayrılıyor
    Aslında çok basit bir mantık var. Bir dilde eylemin anldıbını çoğu zaman onu yapan kişi belirler. Mesela Türkçede "bakmak" fiiline bakın "pencereden bakmak" gözle yapılan bir şey ama "çocuğa bakmak" dediğinizde artık bakım, sorumluluk, destek demek oluyor. Kimse çocuğa bakan birinin 24 saat gözünü kırpmadan ona baktığını düşünmez değil mi.
    Salat kelimesinde de aynı mantık işliyor.
    Fail Allah ya da melekler olduğunda (destek ve rahmet anlamında): Allah'ın salat etmesi mantıken namaz olamaz çünkü Allah'ın yöneleceği bir varlık yok. Meleklerin insanlara salat etmesi de onlara tapındıkları anldıbına gelmez.
    Ahzab 43'te şöyle geçiyor "O (Allah), sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleriyle birlikte size salat edendir". Burada Allah'ın ve meleklerin salatı insanı cehaletten kurtaracak yardım destek ve hidayet vermek.
    Ahzab 56'da da "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salat ederler. Ey iman edenler siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam verin" diyor. Allah'ın elçiye salatı onu desteklemesi davasında güçlendirmesi demek. Müminlerin ona salatı da mücadelesine arka çıkmaları, destek olmaları, dua etmeleri.
    Fail peygamber olup insanlara yöneldiğinde (dua ve destek anlamında): Tevbe 103'te "Onların mallarından sadaka al bununla onları temizlemiş olursun. Onlara salat et (dua/destek ol). Şüphesiz senin salatın onlar için bir huzurdur" diyor. Peygamber burada insanlara namaz kıldırmıyor onlara manevi destek oluyor dua ediyor toplumla arasındaki güveni tazeliyor.
    Fail müminler olup vakit ve bedenle sınırlı olduğunda ise iş namaza dönüşüyor. Eğer salat sadece soyut bir yardımlaşma olsaydı Kuran'ın getirdiği bedensel ve vakitle ilgili kurallar hiç mantıklı olmazdı.
    Namaz anldıbını zorunlu kılan ayetler
    Kuran'da salat kelimesinin etrafında öyle detaylı kurallar var ki hepsini "destekleşmek" diye çevirmeye kalksanız iş çığırından çıkar.
    Abdest şartı (Maide 6): "Ey iman edenler! Salata kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın... " Eğer salat sadece bir toplumsal buluşma olsaydı öncesinde el yüz ve ayakların yıkanması şart koşulmazdı ki.
    Korku ve savaş halindeki düzen (Nisa 102) bence bu konuda en açık kanıt. Ayette imamın arkasında sıra düzeninde durulması bir grubun nöbet tutup diğerinin secdeye varması sonra yer değiştirmeleri emrediliyor. Bu soyut bir "destekleşme" değil ordunun güvenliğini riske atmadan yapılan düzenli bir toplu ibadet.
    Belirlenmiş vakitler de aynı şeyi söylüyor "Şüphesiz salat müminler üzerine vakitleri belirlenmiş bir farzdır" (Nisa 103), "Güneşin batıya kaymasından gecenin kararmasına kadar salatı kıl" (isra 78). Yardımlaşma ve destekleşme 24 saat sürmesi gereken ahlaki bir sorumluluktur, "güneşin batıya kayması" gibi bir olaya bağlı "vakti girdi çıktı" diye bir şey olamaz.
    Kıyam rükû ve secde birlikteliği de aynı noktayı gösteriyor "Salatı ikame edin zekatı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin" (Bakara 43). Kelimenin doğrudan fiziksel eğilme ve secde ile yan yana kullanılması bunun bedenle yapılan bir eylem olduğunu gösteriyor.
    iki anlam nasıl birleşiyor
    Peki Kuran neden iki farklı şey için aynı kelimeyi seçmiş? Çünkü Kuran'ın bakışında namaz amaç değil araç. insanın Allah'la kurduğu bu bağ onu hayata karşı da değiştirmek zorunda.
    Ankebut 45 bunu net bir şekilde birleştiriyor "Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve salatı ikame et. Şüphesiz salat insanı her türlü kötülükten ve hayasızlıktan alıkoyar."
    Maun Suresi ise namazı toplumsal duyarlılıktan koparanları hedef alıyor "Yazıklar olsun o salat edenlere ki onlar salatlarından gafildirler gösteriş yaparlar ve en ufak bir yardıma bile engel olurlar." Yani kıldığı namaz kendisini yetimi doyurmaya komşusuna elini uzatmaya sevk etmeyen kişinin o namazı Kuran'a göre geçersiz.
    Sonuç olarak
    Salatın namaz yönü, bireyin belirli vakitlerde arınarak bedeniyle Allah'ın huzuruna çıkıp onunla bağ kurması.
    Salatın destek yönü ise bu bağın Allah'tan kula (rahmet hidayet), peygamberden topluma (dua rehberlik), insanlar arasında da birbirine (destek yardım) doğru akması.
    Bana kalırsa Kuran'ı objektif okuyan biri kelimeyi ne sadece kuru bir ibadet şekline indirgeyebilir ne de ayetlerdeki somut kuralları görmezden gelip sadece soyut bir yardımlaşmaya. ikisi de metnin kendi mantığı içinde geçerli.
    Ayrıca hakkı yılmaz ve şinasi güneş gibilerinin yorumlarını fazla zorlama ve metini bağlamından kopardıklarını düşünüyorum.
    Örnek olarak;
    Hac 40 örneği ayette geçen sevami', biye', salavat ve mesacid kelimeleri, Sami diller ailesinde (Aramice, Süryanice, ibranice ve Arapça) tarih boyunca Yahudi, Hristiyan ve Müslüman ibadet yerlerini anlatmak için kullanılan yerleşik kelimeler, yani manastır, kilise, havra, mescit gibi.
    Bu kelimeleri "meyve depoları", "ticaret merkezleri", "tekstil atölyeleri" ya da "fabrikalar" diye çevirmek sadece dil bilgisi açısından yanlış olmakla kalmaz aynı zamanda dönemle hiç uyuşmayan bir yorum olur. Sanayi Devrimi'nden sonra ortaya çıkan üretim ilişkilerini ve lojistik yapıları 7. yüzyıl Hicaz toplumunun dünyasına sokmaya çalışmak, metnin ait olduğu tarihi gerçekliği tamamen görmezden gelmek demektir bunlar bana zorlama tevil ve dönemin bağlamıyla hiçbir ilgisi yok gibi geliyor.
    tümünü göster
  9. -içerik gizlenmiştir.-
    tümünü göster
  10. Nedense yazdığım ikinci entry yayınlanmadı.
    içerik gizlenmiştir yazıyor.
    Muhtemelen dini değerleri korumakla ilgili bir sansüre takıldım.
    Konuyla ilgilenene özelden atabilirim.
    Selametle.