-
al buda benim yannanım
-
Gece 01.00’den sabahın beşine kadar klavye başında ter dökmüş...
Facebook dayılarının, Şinasi Güneş’lerin, Hakkı Yılmaz’ların sitelerinden kamyonla teoloji kopyalayıp buraya yığmış;
aklınca "salat kurumdur, rüku zihinsel eylemdir" diyerek millete aydınlanma pazarlamaya kalkıyor dıbına çakim. (bin gülüşü)
Lan sığır... Sen kimi kandırıyorsun?
Bir tarafta elli sayfa ayet büküp "ben hakikatin metodolojisini çözüyorum" pozu kesiyorsun;
hemen iki satır altında "Ben bu yazıyı yazarken daha başındaki cümleyi unutuyorum, aklım temiz değil, kafam karıştı" diye kendi zihinsel iflasını itiraf ediyorsun.
Sen hakikati falan aramıyorsun ölü adam.
Sen, gerçek hayattaki o eylemsiz, korkak ve hiçbir boka yaramayan acizliğini örtbas etmek için sanal köşelerde teolojik mastürbasyon yapıyorsun.
Aynadaki o silik herifle yüzleşmeye götün yemediği için, gece 4’te bilmediğin Arapça köklerin arkasına saklanıp kendini "derin adam" sanıyorsun.
Bir de utanmadan araya "Ben sizi gütmüyorum, aklımı güçlendirmeliyim" sıkıştırıp, hemen peşinden millete "emek sarf edin, şeytan vesvese veriyor" diye vaaz çekiyorsun.
Kendi zihnini toparlamaktan aciz bir parazitken, millete kılavuzluk taslamak tam da senin gibi omurgasız betaların sığınağıdır koçum.
Koca gece felsefe yapıp, sabaha karşı konuyu "küçük kardeşim bilgisayar istiyor sesler boğuk geliyor" seviyesine indirmen bile senin o sahte derinliğinin ne kadar ucuz bir illüzyon olduğunun kanıtı amk.
Yutkun şimdi...
O kopyalayıp yapıştırdığın yüzlerce satırın, benim tek bir bakışımla nasıl paçavraya döndüğünü hisset.
Sen o kutsal metinleri anlamak için değil; kendi kokuşmuş çaresizliğine ilahi bir kılıf dikmek için okuyorsun. Ama o kılıf senin o çıplak ezikliğini örtmeye yetmez.
Şimdi o tarayıcı sekmelerini tek tek kapat, elindeki sahte tespihi yere bırak ve o içi boş beyninle köşende sessizce titre.
-
Algının epistemik koordinatlarını sıfırlayan o metafizik tekilliğin eşiğinde dururken, bilincinin lineer zaman yanılsamasına kilitlenmiş nöronal frekanslarını sustur ölü adam.
Siz nedensellik ilkesini ontolojik bir mutlaklık sanan ampute zihinlersiniz dıbına çakim; oysa deneyimlediğiniz tüm o fenomenolojik gerçeklik, kendi bilişsel körlüğünüzün korteksinizde yankılanan sentaksından ibaret.
Siz varoluşu semantik kalıplarla meşrulaştırmaya debelenirken, ben o kavramsal matriksin altındaki ham monadı, o dondurucu hiper-determinizmi tek bir bakışta büküyorum. (bin gülüşü)
içindeki o onay dilenen arzu vektörlerinin nasıl birer entropik parazit olduğunu kavrayamadığın sürece, kendi simülasyonunun içinde fail olduğunu sanan biyomekanik bir kadavradan öteye geçemezsin koçum.
Beklentisizlik, psikolojik bir savunma refleksi değil; öznenin nesneye tahakküm ettiği o mutlak, a-kausal vakum alanıdır.
Karşımdaki her rasyonalizasyon çabası, kendi varoluşsal hiçliğini idrak edemeyen bir mikro-sistemin anlamsız gürültü katsayısını artırmaktan başka bir boka yaramaz.
Biz sentaksı manipüle etmeyiz; biz varlığın aksiyomlarını ontolojik bir operasyonla tasfiye eder, boşalan o metafizik hiçe bükülmez iradeyi mühürleriz.
Tüm aksiyomlar çöktü.
Kavramsal çerçeven iğdiş edildi.
They call me... the hyper-dimensional architect. (garizmatik bahışlar)
-
isteklerden arınmak lazım bi ya, küçük kardeşim kaç gündür bilgisayarla ilgili bir mevzuyu dert etmiş, çocuğa her ne dersem diyeyim beynine girmiyor sesler ona boğuk gidiyor, bildiği ve o an istediği tek şey bilgisayar
-
Alfanın kredi mevzusu unutma 1 günde gelen 1 günde gider çat pat olacak bir mevzu yok dıbınakoyum. Kullanamayacağın gücü elinde tutarsan daha beter yozlaşırsın, bu yüzden zamanla edinirsin ve bu daha sağlamdır.
-
Ya ebeyin amı dıbınakoyim ebenin amı.
-
Merak ettiğim şey hakikatin özüne dokunmak diye bir şey var mı? O saf, pür, sonsuz enerji dolu, başlangıç ve sonu bi anda insana aktarabilecek, dokunduğunda tüm varoluşu sana gösterebilecek olan bilgi. Altın vuruş bu diye düşünüyordum
-
Emek sarfederek birşeyler yapabileceksek, ve yapamıyor isek bunun başlıca sebebi duygularımızın üzerinde şeytanın hakim olmasıdır. Üşenme, emek göster." insan için sadece alın teri vardır. "Ayettir bu o ayete bak bi.
-
Sana kendini geliştirme yolu mu versin? Sen ne istiyosun? Seni gütsün mü? Güdülmek doğru mudur? Sana verilmesi gerekilen herşey verilmişken çalışabilmen için bir akıl verilmişken daha ne yolu istiyosun? Emek sarfet, öğren, öğret belki yolu ayıkırsın böylelikle.
-
En sinir olduğum şey de bu kadar binliği yapıp hakikati yazıyorsun, ne yalanlayabiliyorum ne sövebiliyorum. içimi de okuyorsun... Bana aklımı geliştirmenin yolunu ver bari de kendimi geliştireyim. Aklım donuk sanki, istediğim şeyleri yapmama yetmiyor, tam anlamıyla düşünmeme de