-
Dişi betalar, erkek betalar ve omega/betalar zihnindeki hastalıkların sürekli dürtmesiyle bir ‘düşünme hastalığına’ yakalanırlar.
Başlıkta bahsedilen zihni sürekli meşgul olan türk kezbanı tabirinden çıkarabiliriz bunu.
Bu düşünceler vesvese-çıkar takıntısı olarak kendini gösterir.
Ayrıca bu malların canlı olduğunu kendine sürekli kanıtlama ihtiyacı gibi bir olay var. içleri boş ve ölü olduklarından bir araya geldiklerinde bir oyun olarak birbirini kışkırttıklarını, belli cephelere ortak kin tuttuklarını, gelecekle ilgili basit hayallerini coşkuyla paylaştıklarını görürsün. yaptıkları şey malca olsa bile ilkel beyinlerinde duygularını tatmin ettikleri için bu sürekli konuşmak olayına bağımlı hale gelirler. yalnızlıklarını bir nebze unutmak gerçeklerden kaçmak için seçtikleri yol bu.
Zorunlu çevremde var böyle bir insan müsvettesi iyi davranıp coştuğumda duygularıyla ittifak kuruyor iş sessizliği dinlemek yahut dedikodu harici olaylar üzerinde mantık yürütmeye geldiğinde kıskanarak anlamayarak içgüdüsel olarak kurt kokusu almış köpek gibi ruh haline geçiyor.
Buradan çıkarılacak ders akılsızlarla mantık ittifakı kurulamaz çünkü akledemezler.
Duygusal olarak kuracağınız bir ittifak duyguları aklının kontrolünde olmadığından(çünkü akılları yok) sikilmiş sistemleriyle sizi her an yarı yolda bırakacaklardır.
Akılsızlar liginden insanlarla (insanlığın %99.9’u bu kategoriye girer) basit eğlenceyi seçmek yahut siklememe yoluna gitmek gerekir.
Omegalarda durum çok farklı değil çünkü bunların akla uygun davranışları yalnızca empoze edilen karakterle birlikte çevresinden gördüğü kalıp davranışlar dışında akledip yeni bir şey yaratamayacaklarından betalardan tek farkı daha stabil davranan siqilmişh bir omega panpanız olmasıdır.
-
insanların kendinde olmayana nasıl acizce yapıştıklarını görürsün.
-
Özellikle samimi olduklarınla güç yarışına girmek çirkindir.
Kazansan bile bu boka sürüklenme.
Farkı kişisel değerlerinle, dünya görüşünle ve alfa ipuçlarıyla yarat.
Hacı bir yazısında kardeşlik üyelerinin istisnasız çevresi tarafından çok çok sevilen tipler olduğundan bahsetmişti.
Yarışarak ve kazanarak bu mümkün değil.
-
‘‘De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, peygamberinden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez.‘’
Eğer geçmişte sevgiyi doğru yönlendirsen elbette şuanki halinden daha ileride olacaktın.
Kuran şifadır…
-
‘Sen ustamla nasıl böyle konuşursuncular’ nereye gitti?
Reklam bitti xddd
-
Doğa ananın dıbına koydurtma sefil huur çocuğu!
Senin sikilmiş ünvanlarınla hiyerarşinin bir gerçekliği yok.
Edit:fakeler basar şimdi amk
-
Kimin hakikatini istiyorum üstelik ben yaratmamışken?
-
parçadan bütüne yolumu bulamayacağım.
Bana hepsini kapsayan bir gerçek gerek…
-
Egodan sıyrılarak konuşmana kitlenirler.
Gözleri öylesine büyür ki sırf bilinçaltları bu saf güçten etkilensin istedikleri için!
Onlar zaten etkilenmek istiyor kendine ortak bulma umuduyla.
Ve analize en çok kastıkları an budur bilinçsizce.
-
Kimseye sosyal olarak bağlılık geliştirmiyorum.
Topluluklarla bağım yok.
Zorunlu çevre dediğim kitleye tcma’nın kendine yavşayan kızı iyi çocuk rolüyle uzaklaştırmaya çalışması kadar götümü çıkaran bir uğraşla bu kitleyle zorunlu birliktelik yaşıyorum.
Ben basit isyankarlar gibi bundan tecavüze uğramış edebiyatı çıkarmıyorum.
Yapmam gerekeni neredeyse görev bilinciyle yapıyorum.
Bu imtihanda belirlenen yükümlülüğümü yerine getiriyorum.
Altın vuruşun zamanla gerçekleşmesi ve hacının bahsettiği ‘altın vuruş bir anda gerçekleşse çevrendekiler delirir’ mevzusundan çıkarılacak derslerden biri bu.
Üzerime yüklenen sıfatlarla onların beklentileri benim için hiç önemli değil.
Ben taşıdığım hiçbir rahatsızlığı da kabul etmiyorum.
Bu programlamayı başından sonuna kadar reddediyorum.
Benim dışarıdan müdahaleyle hiçbir ekleme çıkarmaya ihtiyacım yok.
Sadelik istiyorum.