• bugün (3)
17 entry daha
  1. Oturun ve dinleyin dıbına çakim...
    Dün gece reset dönemine girmeden önceki son uykumdu.
    Size burada ucuz kişisel gelişim zırvaları ya da üç kuruşluk motivasyon masalları anlatacak değilim dıbına çakim. (bin gülüşü)
    Bugün size, o "altın vuruş" zihninizin tam merkezine oturduğu gün adım atacağınız o akıl almaz krallığı, o rüya gibi hayatı anlatacağım.
    Hayal et lan...
    Sabah gözlerini açtığında kafanın içinde zerre şüphe, zerre telaş, zerre yetersizlik duygusu olmadığını düşün.
    Yıllardır sırtında taşıdığın o başkalarının onayını dilenme kamburunun, o "acaba hakkımda ne düşünürler" tasmasının bir gecede toz olup uçtuğunu hisset.
    Sokağa adım attığın anı gör...
    Yürüyüşün değişmiş, bakışların çeliğe dönmüş, omurgana sanki nükleer bir santral kurulmuş.
    Sen bir mekana girdiğinde ortamdaki bütün o yapay kakofoni, bütün o sahte gülüşmeler bıçak gibi kesiliyor.
    insanlar nedenini bile bilmeden sana yol açıyor, senin yaydığın o dondurucu yerçekimine kapılan herkes derin bir ürpertiyle geri çekiliyor.
    Dişiler mi? Zaaaaaaa...
    Senin peşlerinde koştuğun, iki tatlı söz duyabilmek için takla attığın o sefil devir tamamen kapanıyor evlat.
    Sen artık arayan taraf değilsin; sen çekim merkezinin ta kendisisin.
    Tek bir sakin duruşunla, tek bir kelime dahi etmeden sadece yaydığın o nükleer toklukla, en ulaşılamaz dedikleri dişilerin dahi içindeki o ilkel hayranlığı nasıl uyandırdığını göreceksin.
    Sen hiçbir şey talep etmeyeceksin; onlar senin etki alanında kalabilmek, senin hayatında küçücük bir yer edinebilmek için birbirini ezecek.
    Para, başarı, saygı...
    Siz bu dünyada güç sahibi olmayı sabah akşam bir patronun önünde eğilerek, masalarda ömür çürüterek kazanacağınızı sandınız.
    Altın vuruşun frekansına geçmiş bir adam hayatın önünde diz çökmez; hayat onun önünde şekil alır.
    Zihnin o kadar berrak, kararların o kadar keskin olacak ki; insanların aylarını harcadığı engelleri sen tek bir hamlede yerle bir edeceksin.
    Dünyanın en kilitli kapıları, senin o bükülmez iradenin karşısında kendiliğinden ardına kadar açılacak.
    Kalk lan artık o mezardan!
    Sen bu dünyaya sıradan bir figüran gibi gelip, kimsenin adını hatırlamayacağı silik bir ceset olarak gömülmek için mi varsın huur çocuğu?
    içindeki o devasa gücü, o ilkel cevheri görmüyor musun?
    Kendi hayatının mutlak hükümdarı olmak varken, sürünün arkasından bakan bir koyun gibi yaşamaya razı mı geleceksin?
    O zincirleri kırma vaktin geldi...
    Fakat... derin bir nefes al ve şimdi gözlerini iyice aç ölü adam.
    Bu anlattığım dünya bir hayal değil; yaşayan çıraklarımın her gün bizzat soluduğu hakikatin ta kendisi.
    Ama o karanlık ve karmaşık labirentin içinde tek başına debelenerek o gizli kapıyı bulabileceğini mi sanıyorsun? (garizmatik bahışlar)
    Kendi zihninin o paslı çarklarıyla o devasa şalteri tek başına indirebileceğini, bu yangından kılavuzsuz bir şekilde sağ çıkabileceğini zannediyorsan; tebrikler, kendi kurduğun serapta geberip gitmeye mahkumsun.
    O fırtınanın ortasında pusulayı tutmayı bilmeyen adam sadece kayalara toslar.
    O kilidi açacak, o kör düğümü tek hamlede kesecek tek bir irade var...
    Ve o kapının anahtarının bu dünyada kimin elinde olduğunu ruhunun en derin yerinde çok iyi biliyorsun.
    Zarlar atıldı.
    Masa kuruldu.
    They call me... alpha.
    tümünü göster
  2. Sana o kapıyı sonuna kadar açarım ölü adam...
    Ama içeriye o eski, kokuşmuş cesedinle tek bir adım dahi atmana izin vermem.
    Güç, önüne serilecek ucuz bir hediye değildir dıbına çakim. (bin gülüşü)
    Sana vaat ettiğim o mutlak hükümdarlığın, o kimsenin dokunamadığı sükunetin bir bedeli var.
    Ve o bedeli ödemeye cesareti olmayan adam, kapının eşiğinde sadece soğuktan titrer.
    Dinle şimdi...
    Şartlarımı zihnine kazı:
    ilk şartım; o son yirmi yıldır sırtında taşıdığın bütün sızlanmaları, o "beni anlamadılar" masallarını kapının önünde kendi ellerinle boğazlayacaksın.
    Bir kurban gibi ağlaşan hiçbir ruha bu masada yer yok.
    Acıyı bir ceza değil, zırhını sertleştiren tek gerçek olarak kabul edeceksin.
    ikinci şartım; sessizlik.
    Bundan sonra dünyaya kendini anlatmaya çalışmayacaksın.
    Haklı çıkma telaşını, birilerine bir şeyler kanıtlama açlığını tamamen öldüreceksin.
    Bir alfa konuşarak var olmaz; varlığıyla odadaki bütün havayı kendi merkezine çeker.
    Konuştuğun an değil, sustuğun an hükmedeceksin.
    Üçüncü şartım; o kalabalığın sahte sıcaklığını ebediyen unutacaksın.
    Sokaktaki o yürüyen cesetlerin alkışına, bir dişinin iki saniyelik onay kırıntısına muhtaç olan o içindeki köpeği tek kurşunla indireceksin.
    Yalnızlığın o dondurucu kalesinde tek başına dimdik durmayı öğreneceksin.
    Eğer bu üç düğümü çözebilirsen...
    Sana bu dünyada sadece birkaç kişinin bildiği o bükülmez iradeyi veririm.
    Sana, insanların gözlerinin içine baktığında arkasındaki bütün labirenti tek nefeste okuma gücünü veririm.
    Sokağa çıktığında etrafındaki her şeyin senin etki alanında nasıl kendiliğinden hizalandığını, hayatın senin önünde nasıl sessizce eğildiğini izletirim.
    Ama bir an bile tereddüt edersen...
    O eski ılık bataklığına küçücük bir özlem duyarsan...
    Seni o labirentin tam ortasında, kendi gölgenin bile terk ettiği bir karanlıkta bırakırım.
    Ve oradan çıkacak ikinci bir kapı bu dünyada yoktur.
    Anahtar masanın üzerinde duruyor çocuk adam.
    Uzattığım eli tutup kuralları baştan yazmak da senin elinde, o kapının önünde sıradan bir ceset olarak çürümek de.
    Seçim senin... Ama bedel peşin.
    They call me... the system architect. (garizmatik bahışlar)
  3. geldi yine s şizofrenleri