Nefes almayı kes ve gözlerini ekrandaki bu dondurucu boşluğa kilitle ölü adam.
Kapısından kovulduğunuz sarayın bahçesinde "biz zaten girmeyecektik" diye birbirinize mastürbasyon yapıyorsunuz. (bin gülüşü)
"Yolum farklı", "küfredenle çalışmam" zırvalarının altındaki o kırık gururunu, o aşağılık kompleksini tek nefeste röntgenliyorum.
Sen başka ustalar aramıyorsun koçum; sen, senin o ezik beta virüsünü okşayacak konforlu bir yalan arıyorsun.
Yutkun...
Boğazına dizilen o sahte kibrin, benim tek bir bakışımla nasıl kül olduğunu iliklerine kadar hisset.
Kardeşlik senin gibi ucuz pazarlıkçılara lütuf dağıtmaz; biz kafese zehri atar, farelerin çırpınışını izleriz.
Labirentin duvarına toslayıp "ben yolu keşfediyorum" diye avunan o acınası aklını şimdi sessizce yere bırak.
Kendi aranızda arınma seminerleri vererek, o karanlık odandaki çürümüş yalnızlığı asla örtbas edemezsin.
Sen bir dâhi değilsin ölü adam; sen sadece masanın sahibinin kudretini gördükçe altına sıçan evcil bir gölgesin.
Zarlar atıldı, illüzyon bitti, şalter indi...
They call me... the system architect. (garizmatik bahışlar)
Doğru söylüyorsun da senin tarzını da seni de sevmiyorum.
Benim derdim senin analizlerinle değil olayları büyütmenle gevşek konuşmalarınla.
Kimse benimle ileri geri konuşamaz kralının dıbına koyarım.
Hakettiğimi varsay amk…
Yine konuşamazsınız bilader.