altair
birinci nesil normal100entry
2başlık
-
they call me alphaunbelievable my7haci tyler
Burada da kapanıyormuş.
Bir sonraki platform olur mu, olursa orada olur muyum, belki de bir daha hiçbirinde olmam... Tam olarak bilmiyorum. Açıkçası artık bunu bilmek de pek mümkün değil zaten.
Hayat bazen gerçekten ibretten ibaret olabiliyor. En iyisinden de en betasından da fark etmiyor. Güzel olan da ibret oluyor, bok gibi olan da. Yaşadığımız şeyin sonunda geriye bazen sadece “demek ki bunun da yaşanması gerekiyormuş” diyebileceğimiz bir yer kalıyor.
Ve ne yaparsak yapalım, en sonunda asla kaçıp kurtulamayacağımız bir yalnızlığa muhtacız. Kardeşlikte olsaydım/olsaydık, belki en fazla birbirinin yalnızlığını gerçekten iyi anlayan bir avuç insan olurduk. Güzel olurdu, orası ayrı. Birbirimizin yükünü hafifletirdik belki, birbirimize yoldaş olurduk. Ama yine de herkes kendi yalnızlığını taşıyacaktı.
Fakat burada olduğumuza göre hiçbirimiz üzerimize düşeni delikanlı gibi yapmadık.
Bt7’nin de dediği gibi:
Keyfini çıkarın beyler,
keyfini çıkaralım.
Belki bundan sonrası için yapılabilecek en doğru şey de budur. Yalnızlığımızı taşıyabilelim, üzerimize düşeni yapabilelim ve artık yaşanmış olanları sürekli geri çevirip başka türlü olmuş olmasını istemek yerine, yaşanmış oldukları hâlleriyle kabul edebilelim.
Geç oldu.
Ama belki bu noktaya gelebilmek için gerçekten tüm bunların hepsinin yaşanmış olması lazımmış.
Ne olduğumuzu bulmak için kendimizi yıllarca kurcaladık, ne olmamız gerektiğini düşündük, nerede yanlış yaptığımızı aradık. Belki sonunda yapılacak şey bunların hiçbirini sonsuza kadar çözmek değil. Hayatın içinden geçmek, zamanın içinde akmak ve bize düşeni yapabilmek.
Yaşanmış olan her şeye ve ibret olmuş herkese şükran.
Bundan sonrası için yolunuz açık olsun. -
they call me alphaunbelievable my7haci tyler
anasıyla 69 yaptımın richırı hikmet arıyor
-
they call me alphaunbelievable my7haci tyler
Yav amunjzacakim
-
altın vuruş falan
ayrıca bu siteye reklam koyanın da yeddi ceddini sikeyim hadi iyi geceler
-
altın vuruş falan
Burada “alfa” derken neyi kastediyorum?
Önce şu “alfa” meselesini netleştireyim. Burada kullandığım alfa kelimesi; çevresine hükmeden, herkesi ezen, sürekli dominant davranan, kendini diğer insanlardan üstün gören bir tip anldıbına gelmiyor.
Benim kastettiğim şey daha çok insanın kendi özüyle, aklıyla, içgüdüleriyle ve iradesiyle uyumlu hâlde olması. Kendi üzerinde söz sahibi olabilmesi, gerektiğinde kendine emir verebilmesi, gerektiğinde kendi dürtülerine hayır diyebilmesi; korku, baskı veya dışarıdan gelecek onay yüzünden kendi merkezinden kopmaması.
Yani alfa dediğim şey bir sosyal statü, rol veya dışarıya gösterilen bir imaj değil. Başkalarının seni güçlü, karizmatik veya dominant bulması da tek başına bununla alakalı değil. Hatta bunların peşine düşmek çoğu zaman tam tersine insanı kendi merkezinden uzaklaştırabilir.
Burada alfa, kabaca insanın içindeki akıl, içgüdü, irade ve karakterin birbirini baltalamadan beraber çalıştığı hâli ifade ediyor. Bir insan korkabilir, hata yapabilir, ihanete uğrayabilir, başarısız olabilir; bunların hiçbiri tek başına alfayı ortadan kaldırmaz. Mesele başına ne geldiğinden çok, yaşanan şey karşısında kendi merkezini ne kadar koruyabildiğin ve elindeki durumla ne yaptığındır.
Alfanı nelerle besleyebilirsin?
Bana kalırsa bunun en büyük cevabı gelişim ve üretim olabilir. Bir şeyler uğruna çalışmak, çabalamak, kendini disiplinize etmek, kendi üzerinde söz hakkı olabilmek; hem kendine buyruk edebilip hem de kendine boyun eğebilmek.
Bu sonuncusuyla ilgili Nietzsche reisin, “Kendine itaat edemeyen, başkalarına itaat eder.” diye hoş bir sözü vardır.
Yani kabaca söyleyecek olursak bunlar alfayı besleyecek şeyler diyebilirim.
Alfanın kaynağı nedir?
Açıkçası bunu, başlıkla ilk tanıştığım dönemlerde, yaşım henüz küçükken Tanrı’nın insana verdiği bir hediye olarak yorumluyordum. Aradan geçen yıllarda bu özün Tanrı’dan gelen bir öz olduğu, doğal seleksiyonun bir sonucu olduğu vb. gibi farklı şeyler de düşünmüşlüğüm çok oldu ama hâlâ net bir cevabım olmasa dahi bu konu üzerine “Tanrı’nın hediyesi” diye düşünmek şu anda bana daha makul geliyor.
Elbette gereklilikleri tespit edebilmek adına bu sorunun cevabı büyük avantaj sağlayacaktır ama henüz görebildiğim bir şey değil.
Alfanı yok eden nedir?
Aslında buna ilk örnek olarak direkt alfayı besleyen şeylerin tersi diyebilirim.
Onun dışında ise neden bilmem, yıllarca alfa = ahlak diye bir eşleşme oldu kafamda. Tabii işin içine ahlak girince uçsuz bucaksız bir konuya giriyor ama en en kaba hâliyle, kendi deneyimlerime dayanarak söyleyecek olursam, “kendine yakıştırmadığın şeyleri anlık zevkler uğruna yapmak” diyebilirim.
Alfa diye bir şey var mıdır, yoksa uydurulmuş bir kavram mıdır?
Burada alfa denilince zihinde oluşan imge önemli.
Yani alfa deyince serumlu bir süper asker gibi süper güçlere sahip bir şey canlanıyorsa o şekilde bir olay yok. Fakat alfanın yaptığı şeylerin, alfa olmayan biri tarafından bu şekilde algılanması da çok normal.
Ya buna geçenlerde karşıma çıkan bir örnek vereyim, daha anlaşılır olur. TRT’de Fatih Sultan Mehmet’in bir dizisi var. Orada bir sahnede elemanın biri FSM’ye ihanet ederken yakalanıyor fakat FSM elemanı cezalandırmak yerine ihanetine devam etmesini ve böylelikle düşman saflarından gelen bilgileri kendisine aktarmasını istiyor. Bu sahnenin ardından da “ihanet dahi bana hizmet eder.” gibi bir cümle kuruyordu.
Tarihte böyle bir şey yaşandı mı, yaşanmadı mı bilmem ama bu sahne alfaya yakışır bir sahne.
Günün sonunda alfa olması onu ihanete uğramayacak birine çevirmiyor, süper güçleri yok. Ama uğradığı ihaneti dahi avantajlı bir pozisyona çevirebiliyorsa bu süper güç değil; akıl ve içgüdülerin uyumlu bir şekilde çalıştığı bir alfa durumu.
Evet, var diyebilirim.
Alfaya ihtiyacın var mı?
Ne için ihtiyaç?
Alfaya ihtiyaç duymayı bırak, varlığından habersiz ölüp giden milyarlarca insan var. Artık doğal seleksiyon farklı işliyor ve hayatta kalmak için alfa olmak da gerekmiyor. Ancak hayatta kalmak ile yaşamak aynı şeyler değil.
Alfaya ihtiyaç duymaya başladığın anda aslında alfayı kaybetmeye başlamaktır. Zira o benim, ben de o.
Fakat evet, alfayı serbest bırakmaya ihtiyacım var.
Dünya hayatında elde ettiğin menfaatlerin değeri nedir?
içinden canlı çıkışın olmadığı bir dünyada elde edilen şeylerin değeri, ancak ahiret hayatıyla ilişkili ise değerli olabilir, mantık kurarak bakarsak.
O sebeple dünya hayatıyla ilgili menfaatlerin bir değeri yoktur.
Keyifli ve mutlu yaşamın altın kuralı nedir?
Kesinlikle öncelikle kendine yakışanı yapmak, ikincil olarak ise ne istiyorsan onu yapabilmek.
Ki bu ikisi bağlantılı şeyler zaten. istediğin şey kendine yakışan şey olacaktır. Aksi bir duruma dair bir istek içine doğduğu zaman dahi, o şeyi yapma isteğine rağmen o şeyi yapmayı istememek ve yapmamaktır.
Bu iki temel olduktan sonra ister köyde domates, biber ekerek bir hayat geçir, ister lüks araba koleksiyonun olsun, fark etmez. Hayatın durumlara göre çıkardığı zorluklar bir yana, o temel keyifli ve huzurlu/dingin hâli her türlü hissedersin.
Ahiret meydanında hesaba çekilirken neyden sual olunacaksın?
Ya tabii bu aslında pek yoruma açık bir konu değil. Kitapta neler olduğu yazıyor fakat bence en önemli husus çaba olacaktır.
Çaba gösterdin mi?
Gösterdiysen ne uğruna çaba gösterdin?
Bunun esas konu olacağına inanıyorum. -
altın vuruş falan
Bu konuyla ilgili geçen gün fark ettiğim 1-2 şeyi yazıp tekrar siktir olup gideceğim.
Şimdi olay şu: Zaman zaman aklıma bazı anılarım sebepsiz yere gelir dururdu. Bunlar genelde başkalarıyla yaşadığım ve kendimi çok iyi hissettiğim anlardı. Lafı dolandırmaya gerek yok; dışarıdan bakınca kendimi “cool, havalı, iyi bir imaj vermiş” gibi hissettiğim anlar.
Geçen gün bunun farkına vardığımda içimi tarif edemediğim hafif huzursuz bir his kapladı. Ben de anıları didikleyip “neden böyle, neden şöyle” diye analiz etmek yerine bir süre sadece izlemeye başladım.
Ve dıbına koyayım, barajın kapağını açmışım gibi bilinçaltından alakasız bir sürü anı çıkmaya başladı.
işin enteresan tarafı şu oldu: Gelen anıların bazıları kendimi çok iyi hissettiğim anlardı, bazılarıysa tam tersine “ulan ne kadar kötü görünmüşümdür” diye utandığım, çekindiğim anlardı. ilk başta birbirlerinin zıttı gibi duruyorlar ama aslında ikisinin de motoru aynıymış.
Dışarıdan nasıl görünüyorum?
Cool muyum?
Aptal mı göründüm?
insanlar beni nasıl algıladı?
iyi bir görüntü mü bıraktım, kötü bir görüntü mü?
Yani birinde aynadaki görüntüyü beğeniyorsun, diğerinde beğenmiyorsun ama günün sonunda hâlâ aynaya bakıyorsun amk.
Bunu fark ettikten sonra özellikle çok küçükken, kabaca 0-7 yaş arasındaki bazı anılarımı düşündüm. Ve orada acayip basit ama benim yıllarca ıskaladığım bir şey gördüm: Bu dert yok.
Ama çok önemli bir nokta var.
Bu derdin olmaması = her an mutlu olmak değil.
Bu derdin olmaması = kusursuz özgüven değil.
Bu derdin olmaması = “hayatın anldıbını çözmüş küçük Buda” gibi gezmek hiç değil amk.
Bazı anılar dümdüz nötr. Bazılarında sıkılıyorum. Bazılarında bir şeye sinirleniyorum. Bazılarında mutluyum. Bazılarında hiçbir sikim hissetmiyorum.
Ama yaptığım şey gerçek.
Çünkü ne yapıyorsam onunla meşgulüm.
Yıllarca şöyle bir mallık yapmışım: “Tamamen kendim olmayı başarırsam müthiş hissedeceğim. Kendiliğindenliği yakalarsam rahat, cool, özgüvenli, kusursuz bir hâle geleceğim.”
Hayır dıbına koyayım.
Kendin olmak özel efekt değilmiş.
Olay sadece yaşamakmış.
Hatta şimdi dönüp baktığımda “o zamanlar yaşadığımı hissediyordum” demek bile tam doğru değil. Ben yaşadığımı falan hissetmiyordum.
Sadece yaşıyordum.
“Şu anda ne kadar güzel yaşıyorum lan” diye kendimi dışarıdan seyretmediğim için zaten yaşadığım şeyle aramda mesafe yoktu.
Bence bütün bok biraz burada başlıyor.
Bir şey yapıyorsun ama sonra yaptığın şeyden çıkıp kendine bakmaya başlıyorsun.
Bir ortamda konuşuyorsun:
“Acaba komik miyim?”
Sessizsin:
“Gizemli mi görünüyorum yoksa ezik mi?”
Bir şeyden keyif alıyorsun:
“işte gerçek ben buyum.”
Canın sıkılıyor:
“Niye anda değilim?”
Sonra bunun da farkına varıyorsun ve bu sefer başka bir manyaklık başlıyor:
“insanların ne düşündüğünü düşünmemeliyim.”
“Kendim olmalıyım.”
“Doğal davranmalıyım.”
“Akışta olmalıyım.”
Ve tebrikler dıbına koyayım, imaj denetçisini kovup yerine otantiklik denetçisini işe aldın.
Aynı sik farklı paket.
Ben bunu yıllarca farklı biçimlerde yaptım. “Kendim olmaya” çalıştım. “Düşünmemeye” çalıştım. “Rahat olmaya” çalıştım. “Anda kalmaya” çalıştım.
Hâlbuki “anda kalmalıyım” dediğin anda zaten anı sikmeye başlamışsın.
Çünkü mesele düşüncenin hiç gelmemesi değilmiş.
Mesela bir kızın numarasını istemek istiyorsun.
istiyorsun işte.
Sonra “hayır der mi?” diye korku geliyor.
E gelsin amk.
Kalbin hızlı atsın.
Ellerin titresin.
Utanasın.
Adrenalin gelsin.
Bunlar ilk isteği otomatik olarak sahte yapmıyor ki.
ikinci düşüncenin gelmesi problem değil; ikinci düşüncenin ilk deneyimi ele geçirip bütün olayı “ben nasıl görünüyorum?” meselesine dönüştürmesi problem.
Numarasını istiyorsan korkarak da isteyebilirsin.
Mesele “ben reddedilmeyi siklemeyen özgüvenli bir adamım” diye yeni bir karakter yaratmak değil zaten. Korkuyorsan korkuyorsun. O korku da senin yaşadığın şeyin içinde.
Belki hayat dediğimiz şey tam olarak bu zaten. Sürtünmesiz, kusursuz akan steril bir şey değil. Bazen su gibi akarsın, bazen kayaya çarparsın. Ama her kayaya çarptığında durup “doğru akan bir su böyle hissetmemeli” diye kendini analiz etmeye başladığın zaman hayatı bırakıp hayat hakkında hazırladığın PowerPoint sunumunu izlemeye başlıyorsun.
ustanın dediği gibi aslında aradığımız şey zaten içimizde barınıyor ve onu zorla ortaya çıkarmaya çalışırken sikiyor oluşumuz bizim hatamız.
insanın içindeki neyse zaten hayat onu dışarı çıkarıyor.
Burada yapılması gereken “gerçek benliğini ortaya çıkaracak mükemmel tekniği” bulmak değil.
Hatta belki “gerçek benliğimi bulmam lazım” fikrinin kendisi bile gereksiz bir yük.
Ortada sürekli tamir edilmesi, optimize edilmesi, doğru hâle getirilmesi gereken bir “ben projesi” olmak zorunda değil.
Ben benim işte dıbına koyayım.
Bugün dağınığım.
Yarın mutluyum.
Öbür gün korkuyorum.
Bir gün özgüvenliyim.
Başka bir gün söylediğim bir şey yüzünden kafayı takıyorum.
Bunların hiçbirinden ayrı, bütün bunları denetleyen kutsal bir “gerçek ben” bulmak zorunda değilim.
Ve “hiçbir şey yapmamak” derken de kimse sığır siki gibi duvara bakıp oturmayı anlamasın. Ben yıllarca dikildim, bir bok olmuyor karşlerim, tecrübeyle sabit.
Hiçbir şey yapmamak dediğim şey, kendini ortaya çıkarmak için ekstra bir operasyon yürütmemek.
Yapacağın şey varsa yap.
Düşüneceksen düşün.
Korkacaksan kork.
Güleceksen gül.
Sıçacaksan sıç.
Sadece yap işte amk. Onu da büyütüp başka bir şeye çevirmeye gerek yok. Ne geliyorsa yaşa, ne yapıyorsan yap. Sonra dönüp bir de bunun doğrusunu yanlışını tartmaya başlayınca yine aynı bok.
Hayatın ve zamanın içinde ak işte.
Hayat ve zaman da senin içinde aksın.
Bazen çok güzel olacak.
Bazen bok gibi olacak.
Bazen hiçbir özelliği olmayacak.
Ve zaten bütün mesele belki de bunun yetmesi değil; “yetmeli” diye bir şartın hiç olmaması.
Neyse amk, yazı yine gereksiz yere uzadı. Sikerler.
Sen karşim buraya kadar okuduysan hadi siktir git biraz yaşa.
Ben de aynısını yapacağım.
Çünkü en sonunda olay gerçekten bu kadar basit olabilir:
Ama onun üzerine de düşünme dıbına koyayım, yoksa yine başa döneriz. -
haci tyler ile ilgili
yani çıkarların için mi itaat ediyorsun, korktuğun için mi yoksa anladığın için mi.. vay amk müthiş
-
incisözlükteki beta yönetim
inanılmaz baskınsın karşim
-
işaret mi arıyorsun
Lan amk haha son birkaç haftadır dune serisini izlemek istiyordum da bir türlü vakit ayıramamıştım, bu muhabbet vesile olsun. Seri bitince yazacağım
-
spider man brand new day
" Bilincimizde aynı köke bağlı. Farklı frekansların çeşitlenmesiyle oluşmuşuz. " bunu daha detaylı/mala anlatır gibi açıklar mısın .d ya olayı vs anlıyorum tabii de neden bilmem bir türlü oturtup içselleştiremedim şu durumu bilmiyorum belki gereğinden fazla anlamaya çalışıyorumdur
-
spider man brand new day
dün uyumaya çalışırken, böyle tam uyanıklık ile uyku arasında olunan anda çok garip bir şey yaşadım. hani görsel olarak en fazla çizilerk tarif edilebilir o yüzden görsel tariften ziyade hissettirdiği şey üzerinde duracağım. hem korktuğum bir şey vardı hem de korktuğum şey aslında bendim veya ben korktuğum şeydi. yani bendim demekten ziyade aslında bir parçasıydım demek daha mantıklı olur. ve bunu farkettiğimde önce içimde korkup ezildiğim şeye karşı bir başkaldırma dürtüsü oldu ardından ise zaten bir parçası olduğum için korkmanın saçma olduğunu fakat bununla beraber ağırığının, gücünün, varlığının saygıyı ve teslimiyeti gerektirdiğini farkettim ve başkaldırmak yerine baş eğmeyi tercih ettim ve bu huzura yakın bir histi fakat sürekliden ziyade daha çok git gelli bir durumdu. yani hem o güce sahip hisettim hem de o güç karşısında boyun eğdim gibi denilebilir. hem bendim hem benden büyük bir şeydi. ne olduğunu bilmiyorum. eğer hakikat buysa henüz ne olduğunu hem biliyorum hem bilmiyorum
-
spider man brand new day
" niye bana sizin yüzünüzden mürşitlik taslayıp ego kasıyor diyorlar amunaçaktıklarım ? "
ya aslında olay bizimle alakalı değil kişinin kendisiyle alakalı. yani şunu demek istiyorum, eğer mürşitlik taslayıp ego kastığını düşünen birisi varsa ya onun göremediği ya da bizim göremediğimiz bir durum var ortada burası cepte zaten ama mesele bundan ziyade bu düşüncenin sonucunda saldırganca davranılmaya başlanılması.. yani diyelim ki gerçekten mürşitlik taslayıp ego kasıyorsun böyle bir durumda gösterilen reaksiyonun saldırganlık olmasının hiçbir mantığı olmazdı ha yani durumu gerçekten çok kötü betacıklar böyle bir durumda dahi saldırganlık gösterirdi ama beta-omega, omega sayılacak birisinin böyle bir durumda gülüp geçmesi veya en fazla taşak geçmesi gerekiyor fakat burada toparlayalım. ortada mürşitlik taslayıp ego kasan biri yokken böyle sanılması gerçekten böyle olmasından farklıdır . bu sanrının en büyük sebebi bana kalırsa kıskançlık olabilir, yani kendisine uymayan veya kendisine uyup uymasını siktir ettim kendi benliğini/varlığını zedeleyen (ki bu da aslında kendisi yüzünden, yani seni çivili zırh giymiş ve saldırmayan biri olarak düşünürsek kendi benliğinin farknda dahi olmadan sana saldırısı ve kendi hasar görüşü) birinin başka birileri tarafından dinlendiğini, saygı gösterilip değer verildiğini görmek aslında problemin kendisinde olacağını göstereceği için seni dinleyip saygı gösteren, laflarına değer veren insanları gerizekalı, seni ise rol yapıp ego kasan biri olarak ilan etmek kendilerini rahatlatma yöntemi olacaktır. işin aslı bu bu kadar bilgiye dökülecek bir durum değil, yani olabilir tabii ama genel olarak insan bu şeyi içsel olarak hisseder ve anlamlandırır. yazıya dökmeye çalışan tecrübesiz biri olunca böyle in cin çorba gibi bi yazı çıkıyo ama siz beni anladınız. gelelim hakikat meselesine -
spider man brand new day
@blacktyler7 değler keder farkı görmeyip de beni sen sanan olursa sanmaktan başka bi şey yapamaz zaten qardeshim
he ama qeşqem qardeshlik görsem orası ayrı -
spider man brand new day
gidiyoruz bakalım babuş
-
spider man brand new day
sinemada izlemeye değer mi lan yoksa kaçağa düşmesini mi bekleyelim
-
whiplash
ayrıca callingalpha haklı beyler özellikle herifin her türlü hayat dersi veriyor oluşu noktasında. elimizden geleni yapıyoruz bakalım
-
efe aydal
yani herifin bakışları, mimikleri, vücut dili vb komple her şey kendini belli ediyor zaten de illa spesifik bir örnek istiyorsan söyleyim; bundan birkaç yıl önce cemre demirel'in sarhoş olup masaya yannanı vurduğu bi canlı yayın vardı (mecaz değil amk hahahaha) o sıralar cemre ile hiçbir muhabbeti olmamasına rağmen efe çıkıp "onun videolarını yedekledik biz, lazım olursa elimizde var" gibisinden fitne, içten pazarlık vb bilimum iğrenç şeyle yakıştırabileceğin bir açıklama yapmıştı. çıkarım sana kalmış
-
whiplash
fizyonomi falan muhabbeti dönmüş ben size söyleyim herif hem yakışıklı hem de alfa yani bok yemeyin. hani bunu da "ben bu adamla vakit geçirdim" altyazısıyla söylemiyorum, yeri geldi sadece. ayrıca azio karşim amacın kardeşlik değilse, en azından doğrudan kardeşlik değilse dahi bu uğurda açılan yolda bir şeyler edinmek istemiyorsan (mansa munsanın geçtiği şehirlerin zenginleşmesi güzel bir metafor olur buna) neden buradasın
-
efe aydal
efe betanın kralıdır
-
incisözlükteki beta yönetim
öncelikle sözlük farklı fakat güzel olmuş ikincil olarak ortam kala kala kalfa yarrana kaldı ya la
- bumble da hiç eşleşme alamıyorum
- mystery
-
bugün annemi acile götürdüm
Allah ele ayağa düşürmesin, sağlıklı uzun ömürler versin. geçmiş olsun.
-
tasarlanmış labirent
neyi eğip bükmekten bahsediyosun birader bi soluklan demiştim sana.
alfa atak geçiriyosun amk.
adam bir betaya eğitim verdiğini veya betalardaki değişimi on kez söylediyse betalardan bir sikim olamayacağını bin kez söylemiştir amk.
işine gelen kısmı alıp; hakikati eğmekten bahsediyorsun, ılık götlülük yapma.
kaldı ki hayat bu, her şey olabilir.
yani bir beta değiştiyse her beta değişebilir diye bir şey de yok veya bir omega sığır siki gibi kaldıysa her omega öyle kalacak diye bir şey de yok.
ayrıca hayatın kendisi bir eğitimdir. bir betadan da bir şey öğrenebilirsin ancak beta buna aracı olabilir, sana öğreten hayat olur. bknz: ibret.
yani betalar asla değişmeyecekse kendisi eğitim verdiğini söyleyip ardından birkaç sayfa sonra (yazdığını unutmayacak bir adam olduğunu biliyoruz, "başlıkta çelişki var, adam kendiyle çelişiyor zaa" diyecek dalyaraklardan da değilizdir diye umuyorum) betalar asla değişmez deyip doğrudan bir örnek teşkil etmek istemiş olabilir.
aminaçakim, muhafazid peygamber öldükten sonra islam çatısı altında gibi gözüken yanlış düşüncelerin türemesi gibi şu yaşadığın olay.
gerçekten geriye kalan bir avuç adamız ve bitmek tükenmek bilmeyen anlamsız tartışmalardan çok sıkıldım. o yüzden yazımı sana nacizane bir iki tavsiye vererek sonlandırıyorum.
alfa veya omega kavramlarından uzaklaşıp betalaşmaya başladığım dönemler geçirdim, bunlar kardeşlik dışı dünyada çok olası şeyler.
ancak toparlanıp kendime çeki düzen vermek de benim çabamla oldu, yani zor bir dönemden geçiyor olabilirsin ve törpülenmesi gerekilen hastalıkların zihnine baskı yaparak beta güzellemesi yapıyor olabilir.
veya daha önce de dediğim gibi alakasız bir şey de olabilir, sen bulcan sen cevaplican.
1 okuma/düşünmeyle anlamıyorsan 10 okuma/düşünme süreci geçireceksin.
10 okuma/düşünme süreciyle anlamıyorsa 100 okuma/düşünme süreci geçireceksin.
ha bunu yapmıyorsan bırak ve hayatına bak.
işin aslı cevaplar ya sende gizlidir ya da cevaplara hiçbir zaman sahip olamazsın.
cevaplara sahip olamasan bile ne yaptığın asıl değerini belirler.
selametle... -
tasarlanmış labirent
Betalara eğitim verdiğini nereden çıkardın
- daha çok