• bugün (9)
  1. Burada “alfa” derken neyi kastediyorum?

    Önce şu “alfa” meselesini netleştireyim. Burada kullandığım alfa kelimesi; çevresine hükmeden, herkesi ezen, sürekli dominant davranan, kendini diğer insanlardan üstün gören bir tip anldıbına gelmiyor.

    Benim kastettiğim şey daha çok insanın kendi özüyle, aklıyla, içgüdüleriyle ve iradesiyle uyumlu hâlde olması. Kendi üzerinde söz sahibi olabilmesi, gerektiğinde kendine emir verebilmesi, gerektiğinde kendi dürtülerine hayır diyebilmesi; korku, baskı veya dışarıdan gelecek onay yüzünden kendi merkezinden kopmaması.

    Yani alfa dediğim şey bir sosyal statü, rol veya dışarıya gösterilen bir imaj değil. Başkalarının seni güçlü, karizmatik veya dominant bulması da tek başına bununla alakalı değil. Hatta bunların peşine düşmek çoğu zaman tam tersine insanı kendi merkezinden uzaklaştırabilir.

    Burada alfa, kabaca insanın içindeki akıl, içgüdü, irade ve karakterin birbirini baltalamadan beraber çalıştığı hâli ifade ediyor. Bir insan korkabilir, hata yapabilir, ihanete uğrayabilir, başarısız olabilir; bunların hiçbiri tek başına alfayı ortadan kaldırmaz. Mesele başına ne geldiğinden çok, yaşanan şey karşısında kendi merkezini ne kadar koruyabildiğin ve elindeki durumla ne yaptığındır.

    Alfanı nelerle besleyebilirsin?
    Bana kalırsa bunun en büyük cevabı gelişim ve üretim olabilir. Bir şeyler uğruna çalışmak, çabalamak, kendini disiplinize etmek, kendi üzerinde söz hakkı olabilmek; hem kendine buyruk edebilip hem de kendine boyun eğebilmek.

    Bu sonuncusuyla ilgili Nietzsche reisin, “Kendine itaat edemeyen, başkalarına itaat eder.” diye hoş bir sözü vardır.

    Yani kabaca söyleyecek olursak bunlar alfayı besleyecek şeyler diyebilirim.

    Alfanın kaynağı nedir?
    Açıkçası bunu, başlıkla ilk tanıştığım dönemlerde, yaşım henüz küçükken Tanrı’nın insana verdiği bir hediye olarak yorumluyordum. Aradan geçen yıllarda bu özün Tanrı’dan gelen bir öz olduğu, doğal seleksiyonun bir sonucu olduğu vb. gibi farklı şeyler de düşünmüşlüğüm çok oldu ama hâlâ net bir cevabım olmasa dahi bu konu üzerine “Tanrı’nın hediyesi” diye düşünmek şu anda bana daha makul geliyor.

    Elbette gereklilikleri tespit edebilmek adına bu sorunun cevabı büyük avantaj sağlayacaktır ama henüz görebildiğim bir şey değil.

    Alfanı yok eden nedir?
    Aslında buna ilk örnek olarak direkt alfayı besleyen şeylerin tersi diyebilirim.

    Onun dışında ise neden bilmem, yıllarca alfa = ahlak diye bir eşleşme oldu kafamda. Tabii işin içine ahlak girince uçsuz bucaksız bir konuya giriyor ama en en kaba hâliyle, kendi deneyimlerime dayanarak söyleyecek olursam, “kendine yakıştırmadığın şeyleri anlık zevkler uğruna yapmak” diyebilirim.

    Alfa diye bir şey var mıdır, yoksa uydurulmuş bir kavram mıdır?
    Burada alfa denilince zihinde oluşan imge önemli.

    Yani alfa deyince serumlu bir süper asker gibi süper güçlere sahip bir şey canlanıyorsa o şekilde bir olay yok. Fakat alfanın yaptığı şeylerin, alfa olmayan biri tarafından bu şekilde algılanması da çok normal.

    Ya buna geçenlerde karşıma çıkan bir örnek vereyim, daha anlaşılır olur. TRT’de Fatih Sultan Mehmet’in bir dizisi var. Orada bir sahnede elemanın biri FSM’ye ihanet ederken yakalanıyor fakat FSM elemanı cezalandırmak yerine ihanetine devam etmesini ve böylelikle düşman saflarından gelen bilgileri kendisine aktarmasını istiyor. Bu sahnenin ardından da “ihanet dahi bana hizmet eder.” gibi bir cümle kuruyordu.

    Tarihte böyle bir şey yaşandı mı, yaşanmadı mı bilmem ama bu sahne alfaya yakışır bir sahne.

    Günün sonunda alfa olması onu ihanete uğramayacak birine çevirmiyor, süper güçleri yok. Ama uğradığı ihaneti dahi avantajlı bir pozisyona çevirebiliyorsa bu süper güç değil; akıl ve içgüdülerin uyumlu bir şekilde çalıştığı bir alfa durumu.

    Evet, var diyebilirim.

    Alfaya ihtiyacın var mı?
    Ne için ihtiyaç?

    Alfaya ihtiyaç duymayı bırak, varlığından habersiz ölüp giden milyarlarca insan var. Artık doğal seleksiyon farklı işliyor ve hayatta kalmak için alfa olmak da gerekmiyor. Ancak hayatta kalmak ile yaşamak aynı şeyler değil.

    Alfaya ihtiyaç duymaya başladığın anda aslında alfayı kaybetmeye başlamaktır. Zira o benim, ben de o.

    Fakat evet, alfayı serbest bırakmaya ihtiyacım var.

    Dünya hayatında elde ettiğin menfaatlerin değeri nedir?
    içinden canlı çıkışın olmadığı bir dünyada elde edilen şeylerin değeri, ancak ahiret hayatıyla ilişkili ise değerli olabilir, mantık kurarak bakarsak.

    O sebeple dünya hayatıyla ilgili menfaatlerin bir değeri yoktur.

    Keyifli ve mutlu yaşamın altın kuralı nedir?
    Kesinlikle öncelikle kendine yakışanı yapmak, ikincil olarak ise ne istiyorsan onu yapabilmek.

    Ki bu ikisi bağlantılı şeyler zaten. istediğin şey kendine yakışan şey olacaktır. Aksi bir duruma dair bir istek içine doğduğu zaman dahi, o şeyi yapma isteğine rağmen o şeyi yapmayı istememek ve yapmamaktır.

    Bu iki temel olduktan sonra ister köyde domates, biber ekerek bir hayat geçir, ister lüks araba koleksiyonun olsun, fark etmez. Hayatın durumlara göre çıkardığı zorluklar bir yana, o temel keyifli ve huzurlu/dingin hâli her türlü hissedersin.

    Ahiret meydanında hesaba çekilirken neyden sual olunacaksın?
    Ya tabii bu aslında pek yoruma açık bir konu değil. Kitapta neler olduğu yazıyor fakat bence en önemli husus çaba olacaktır.

    Çaba gösterdin mi?

    Gösterdiysen ne uğruna çaba gösterdin?

    Bunun esas konu olacağına inanıyorum.
    tümünü göster